Fenerbahçe 1-2 Beşiktaş: Derbiyi Beşiktaş Kazandı, Bahaneleri Başkaları Yazsın
Derbilerin kötü bir huyu vardır. Maç bittikten sonra herkes skoru değil, işine gelen hikâyeyi anlatmaya başlar. Kimi hakemi konuşur. Kimi eksikleri. Kimi kaçan pozisyonları. Kimi de doksan dakikanın içinden kendisini rahatlatacak birkaç dakikayı çekip çıkarır.
Ben biraz daha basit bakıyorum.
Fenerbahçe 1, Beşiktaş 2.
Gerisi, kaybedenin teselli edebiyatı.
Beşiktaş, Kadıköy’e kusursuz bir futbol oynamaya gitmedi. Zaten derbilerin çoğu kusursuz oynanarak kazanılmaz. Bu maçlar bazen yetenekten önce karakter, bazen taktikten önce sabır, bazen de top sizde değilken ne yaptığınız üzerinden şekillenir.
Ve Beşiktaş bu kez ne yapması gerektiğini bilen taraftı. Bu galibiyet yalnızca üç puan değil. Sezonun henüz başındayız. Dört haftalık bir lig üzerinden büyük hükümler vermek için erken. Ama bazı maçların puan cetvelindeki karşılığı üç, psikolojik karşılığı çok daha fazladır.
Beşiktaş ilk dört lig maçının üçünü kazandı ve derbi sonrasında 9 puanla ikinci sıraya yerleşti. Fenerbahçe ise 6 puanda kaldı.
Fakat benim ilgimi çeken puan farkından çok başka bir şey. Beşiktaş’ın bu maçtan çıkardığı mesaj. Bu takım gerektiğinde bekleyebiliyor. Gerektiğinde oyunun ritminin rakipte olmasını kabul edebiliyor. Ve en önemlisi, rakibin üstün göründüğü bölümlerde maçı kaybetmiş gibi davranmıyor.
Derbilerde bunun adı özgüvendir.
Özgüven de tabelaya yazılmaz ama çoğu zaman tabelayı o belirler. Derbiyi her zaman topa daha fazla sahip olan kazanmaz. Modern futbolda rakamları seviyoruz. Topa sahip olma oranı, pas sayısı, şut, xG, pres yoğunluğu Hepsi değerli. Ama futbolu Excel dosyasına dönüştürdüğümüzde bazen oyunun en önemli kısmını kaçırıyoruz: hangi takım maçı istediği yere götürdü? Bir takım topa daha fazla sahip olabilir ve yine de rakibinin istediği maçı oynayabilir.Bir takım daha az pas yapabilir ve yine de doğru anlarda daha büyük tehdit yaratabilir.Beşiktaş açısından derbinin önemli taraflarından biri buydu.Her dakikayı kontrol etmek zorunda değildi.Kontrol edilmesi gereken anları kontrol etmek yeterliydi.Bu ayrım küçük görünür.Aslında büyük takımlarla yalnızca iyi futbol oynayan takımlar arasındaki farklardan biridir.
Rıdvan’ın golünden fazlası vardı
Derbilerde bazı goller yalnızca skoru değiştirmez. Takımın beden dilini de değiştirir. Beşiktaş geriye düştükten sonra oyundan kopmadı. Bu, üzerinde durulması gereken nokta. Çünkü deplasmanda, üstelik bir derbide geriye düştüğünüzde rakibiniz yalnızca sahadaki on bir kişi değildir.Tribün de oyuna girer. Tempo yükselir. Basit bir pas hatası bile olduğundan büyük görünmeye başlar. Tam böyle bir ortamda Beşiktaş’ın geri dönüşü gerçekleştirebilmesi, sezonun ilerleyen bölümünde hatırlanabilecek bir referans oluşturdu. Takımlar bazen kazandıkları maçlardan puan, bazen de kimlik çıkarırlar. Ben bu derbiden Beşiktaş’ın ikincisini de çıkardığını düşünüyorum.
Ve Vlahovic…
Büyük santrforlardan sürekli oyunun içinde olmalarını beklemek büyük bir yanılgıdır. Bazen 20 dakika görünmezler. Bazen birkaç top kaybederler. Bazen maçı izlerken “Bugün olmayacak galiba” dersiniz. Sonra bir an gelir. Ve o bir an bütün maçı değiştirir. Dusan Vlahovic gibi oyuncuların değeri biraz da burada ortaya çıkar. Forvet oyuncusunun işi her pozisyonda güzel görünmek değildir. Doğru pozisyonda ölümcül görünmektir. Derbi gibi alanların daraldığı, karar sürelerinin kısaldığı maçlarda kaliteli bitiricinin değeri daha da büyür. Çünkü bazen size beş fırsat gelmez.
Bir tane gelir. Onu kullanırsanız kahramansınız. Kullanamazsanız doksan dakika boyunca neden kullanamadığınızı konuşursunuz. Beşiktaş bu kez konuşmak zorunda kalan taraf olmadı.
Beşiktaş kusursuz mu? Hayır.
Şimdi gelelim işin biraz daha tatsız bölümüne. Çünkü bu köşede yalnızca rakiplere söyleyecek sözümüz olmayacak. Beşiktaş kazandı diye eksikleri yok sayarsak burada analiz değil, taraftar bildirisi yazmış oluruz. Takımın hâlâ geliştirmesi gereken tarafları var. Oyunun bazı bölümlerinde rakibin baskısından daha temiz çıkılabilir. Top kazanıldıktan sonraki ilk paslarda daha doğru tercihler yapılabilir. Hücum geçişlerinde bazı pozisyonlar daha iyi değerlendirilebilir. Ve bir büyük takım, skor üstünlüğünü aldıktan sonra oyunu yalnızca savunarak değil, gerektiğinde topla da öldürebilmeli. Bunların hepsi konuşulur. Hatta konuşulmalı. Ama pazartesi konuşulur. Derbi gecesi önce kazananı yazmak gerekir.
Çünkü tabela bazen çok güzel konuşur
Futbolun güzel taraflarından biri şu:
Doksan dakika boyunca yüzlerce cümle kurabilirsiniz. Taktik anlatabilirsiniz. İstatistik gösterebilirsiniz. Pozisyonları kare kare inceleyebilirsiniz. Ama maçın sonunda stadın bir köşesinde küçücük bir tabela vardır ve bütün geceyi iki rakamla özetler. Bu kez o tabela Beşiktaş adına oldukça güzel konuştu:
Fenerbahçe 1.
Beşiktaş 2.
Beşiktaş kusursuz değildi. Olmasına da gerek yoktu. Kadıköy’e gitti, geriye düştü, oyunda kaldı, karşılığını aldı ve üç puanı cebine koydu. Şimdi isteyen pozisyonları tartışsın. İsteyen mazeretleri sıralasın. İsteyen derbinin başka bir hikâyesini yazmaya çalışsın. Beşiktaş üç puanı çoktan eve götürdü. Bahaneleri başkaları yazsın.
Derin Alkan
555 | Derin Bakış
Yorumlar
Yorum Gönder